İtalya’da roadtrip macerası bölüm 9: Siena, Montalcino, Cortona

Uzun bir aradan sonra İtalya yazılarına devam ediyorum. Gezinin öncesini merak ediyorsanız, buraya tıklayarak baştan okuyabilirsiniz.

Siena

Güzeller güzeli San Gimignano’ya akşamüstü şöyle bir uğrayıp ertesi gün mutlaka tekrar gelmeye karar vermemizin ardından gece yarısı Siena’ya vardık. Google Earth’de yanlış konumlandırılmış ve İngilizce bilmeyen gece resepsiyonistine sahip otelimiz, bu saçmalıklarına rağmen tartışmasız olarak kaldığımız en iyi oteldi (Hotel La Colonna, Strada di Pescaia 73/75). Ertesi sabah arabamızı otelin otoparkında bırakıp çok kısa bir süre içinde Siena’yı gezmek üzere yürümeye başladık.

Görsel

 Ortaçağdan kalma tarihi yapıları ve gotik mimarisiyle hem Toscana bölgesi’nin en turistik noktalarından olan hem de Unesco Dünya Mirasları listesinde bulunan bu şehir, açıkçası bizim için olabilecek en kısa sürede -hatta üstünkörü- gezilip görülmesi gereken bir yerdi, çünkü ikimizin de aklı hala önceki gün yarım yamalak görebildiğimiz San Gimignano’daydı. Üstelik plandaki değişiklikten ötürü (bakınız: araba arızası) bazı şehirleri elemek zorunda kalmıştık ve elediğimiz şehir sayısını minimumda tutabilmek için bugün 3 şehri birden gezmeliydik.

Görsel

İlk durağımız, İtalya’nın en büyük gotik yapılarından biri olan Siena Katedrali’nin içinde bulunduğu Piazza del Duomo. Yapımına 1196 yılında başlanan katedralin büyük bir kısmı 1215 yılına kadar bitirilmiş ancak inşaatın tamamlanması 14. Yy’ı bulmuş. Giovanni Pisano yönetiminde beyaz, yeşil ve kırmızı mermerlerle kaplanan dış cepheye, 19. Yy’da mozaikler eklenmiş.

Görsel

Bu etkileyici katedralden sonra sıradaki durağımız Siena’yı Siena yapan Piazza del Campo.

Görsel

14. YY’ın ortalarında şehri yöneten Council of Nine tarafından yaptırıldığından beri şehrin merkezi konumunda olan Piazza del Campo’nun 9 dilimden oluşan dairesel tasarımındaki dilim sayısı, konsey üyelerinin sayısını temsil ediyor. Meydanın üst kısmında bulunan Fonte Gaia (mutluluk çeşmesi), 1346 yılında yapılmış.

Görsel

Çeşmenin panellerindeki heykeller ise orjinalleri 15. Yy’ın başlarında Jacopo della Quercia tarafından yapılan ve şu an bir müzede sergilenmekte olan heykellerin reprodüksiyonları.  Meydanın en alt noktasında, Siena’nın en önemli yapılarından olan Palazzo Comunale bulunuyor. Ofisleri ve mahkemeleri bünyesinde birleştiren bina, amfitiyatro efekti yaratan ilginç yapısıyla 1297’den beri İtalya’nın en önemli gotik yapıları arasında yer alıyor.

Ressam Lippo Memmi tarafından tasarlanan ve 1344 yılında yapılan Torre del Mangia ise şüphesiz ki meydanın ve Siena’nın en dikkat çekici yapısı. Mükemmel bir şehir manzarası vaad eden 102 metre yüksekliğindeki kuleye çıkmak istiyorsanız giriş ücreti 7 euro ve kalabalık sezonda biraz beklemek zorunda kalabilirsiniz çünkü aynı anda en fazla 30 kişinin kuleye çıkmasına izin veriliyor.

Görsel

Siena gezimizi rastgele seçtiğimiz birkaç sokaktan geçtikten sonra sonlandırmak isterken karşımıza Siena’nın bir başka turistik noktası olan Casa di Santa Caterina çıktı. Şimdi müzeye dönüştürülmüş bu ev zamanında Aziz Caterina’nın ebeveynlerine ve efsaneye göre 23 kardeşine ev sahipliği yapıyormuş.

Casa di Santa Caterina’dan sonra, arabamıza dönerken yolumuz üzerinde bulunan Fonte Branda’ya uğradık. 1246 yapımı, minik bir cami içi görünümündeki çeşme, ortaçağda şehrin başlıca su kaynaklarından biriymiş.

Görsel

Burayı da gördükten sonra şehrin sokaklarında biraz daha dolanıp San Gimignano’ya dönmek üzere Siena’dan ayrıldık (burada işler biraz karışıyor, bakınız: san gimignano yazısı).

Görsel

Montalcino

San Gimignano’dan sonra, akşamı geçirmek üzere rotamız üzerindeki merak ettiğimiz iki şehirden biri olan Montalcino’ya doğru yola çıktık (diğeri Montepulciano idi ancak burayı vakitsizlikten göremedik).

Bir zamanlar Siena Cumhuriyeti’ne ev sahipliği yapmış, Siena düştükten sonra bile Floransa’ya karşı direnmiş olan Montalcino, bugün Orcia vadisine bakan sessiz sakin bir şehir ve açıkçası bence bu şehirde yapacak hemen hemen hiçbir şey yok.

Görsel

Yine de yolunuz bir şekilde buraya düştüyse işte size yapılabilecek 3 şey:

1)      Şehrin merkezindeki Enoteca’nın önünden çıkan rampayı takip şehrin kalesi Fortezza’ya çıkın. Avlu bedava, kalenin için 4 Euro.

Görsel

2)      Enoteca’ya gidin ve şaraplarıyla ünlü Toscana Bölgesi’nden almadan ayrılmamanız gereken şarabı, bölgenin şaraplarıyla en ünlü şehirlerinden biri olan Montalcino’dan alın. Her bütçeye uygun şarap mevcut, üstelik bir kısmı mumlu damgalı ambalajlarıyla hediye etmek için de çok uygun.

Görsel

3)      Şehrin surlarının dışında kalan otoparktan yolun karşısına geçin ve manzarayı seyredin. Montalcino’ya geldiğimize pişman olmamamızı sağlayan en büyük unsur işte bu manzaraydı. Düzenli tarlaları, sivri çam ağaçları ve uçsuz bucaksız dağlarıyla yeşilin her tonunu gördüğümüz Montalcino manzarası, benim için Toscana’yı Toscana yapan iki şeyden biri olan (diğeri ortaçağdan kalma taş evler) ünlü Toscana manzarasının en güzel örneklerindendi.

Görsel

Cortona

Rotamızın oldukça dışında kalmasına rağmen Hürriyet’in seyahat ekinde gördüğüm fotoğraflar ve okuduğum yazı yüzünden plana sıkıştırıp gittiğimiz Cortona, ortaçağ mimarisi, daracık sokakları ve kalesiyle tipik bir Toscana şehri. Görülecek pek de bir yeri olmayan bu küçük şehri 2-3 saat içinde baştan sona gezebilirsiniz.

Görsel

Biz de, boş ve hareketsiz sokaklarıyla değişik bir şey vaat etmediği her halinden belli olan Cortona’ya gelmişken en azından kalesini görelim diye düşündük. Piazza della Republica’dan başlayıp Santa Margherita kilisesi’nde son bulan, her seferinde” şimdi bu yokuş bitecek ve karşımıza kale çıkacak” diye düşündüren keskin dönüşleriyle, kaleye çıkan 800 m uzunluğundaki bu yokuş, meğerse İtalya’nın en zalim ve en dolambaçlı yokuşlarından biriymiş. Dikey olarak ölçüldüğünde başlangıcıyla bitişi arasındaki yükseklik farkının 110 m olduğu düşünülürse, yolun ne denli ızdırap verici olduğunu az çok tahmin edebilirsiniz.

Görsel

Yokuşun sonunda karşımıza çıkan Chiesa di Santa Margherita’nın biraz yukarısındaki, esas hedefimiz olan, panaromik Toscana manzarasıyla ortaçağ kalesi Fortezza di Medicea, artık alıştığımızdan mıdır nedendir bilmiyorum ama, çıktığımız o yokuşa değmedi diye düşündürdü. Neyse ki kalenin ev sahipliği yaptığı dönemsel karma resim sergisi vardı da, yorgunluğumuz biraz telafi edilmiş oldu.

Görsel

Nihayetinde Cortona, “Life is Beautiful” ve” Under the Tuscan Sun” filmlerinin bir çok sahnesine ev sahipliği yapmış olsa da, bizim için biraz hayal kırıklığı oldu. Belki ilk önce buraya gemiş olsaydık mimarisine, kalesine ve manzarasına bayılacağımız bu şehir, Toscana’nın gördüğümüz diğer yerlerinden sonra bir ekstrası olmadığından olsa gerek, bizim için pek de bir şey ifade etmedi.

Yine de siz, ben ille de Cortona’yı görmek istiyorum diyorsanız, gezinizi mutlaka Paskalya’dan 40 gün sonrasınaki Ascension Day’e denk getirin. Çünkü Cortona, o gün başlayan ve bir hafta süren, bol gösterili, müzikli ve geçit törenli, herkesin ortaçağ kıyafetleriyle dolaştığı “Giostra dell’Archidado” festivaline ev sahipliği yapıyormuş, üstelik festival kapsamında bir Crossbow yarışması da düzenleniyormuş.

 

 

 

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s