İtalya’da roadtrip macerası bölüm 8: Floransa, San Gimignano

Floransa

Piaggio müzesini ziyaret ettikten sonra akşam saatlerinde Floransa’ya vardık. Bu, İtalya’nın en büyük ve en turistik şehirlerinden Floransa’ya ikinci gelişim olsa da ilk gelişimdeki kadar heyecanlıyım çünkü Floransa adeta bir açıkhava müzesi. Herhangi bir sokakta bile yürürken kafanızı çevirip etrafınıza bakarsanız en kötü ihtimalle binaların dış cephesine yontulmuş heykeller görebilirsiniz.

Floransa’da hem görülmesi gereken çok yer var, hem de alınacak çok şey. Biz vaktimiz kısıtlı olduğu için Floransa’ya 1,5 gün ayırdık ama bence bu şehir için en az 3 gün ayırmak daha mantıklı olur, hatta sanatla ilgileniyorsanız 3 gün bile az gelecektir.

Image

İlk durağımız Floransa’nın ünlü köprüsü Ponte Vecchio. 1345 yılında inşa edilen köprü, 1944’tekl Alman istilasından kurtulabilen tek köprü.

Image

Deri ürünleri ve mücevheriyle ünlü bu şehrin en güzel mücevhercileri de 16. YY’dan beri Ponte Vecchio üzerinde fakat köprünün üstü hem çok kalabalık, hem de fiyatlar çok yüksek. Köprünün üzerindeki mücevhercilerde gördüğünüz Floransa’ya özgü tarzdaki takıları kısmen daha makul fiyatlara almak isterseniz Via Della Ninna 1R adresinde bulunan Gioiell Baronti’ye bakabilirsiniz.

Image

Floransa’da görülebilecek pek çok müze var. Bunlardan en önemlisi, Michelangelo’nun 29 yaşındayken tek bir parça mermerden oyarak yaptığı ünlü Davut heykelini de içinde bulunduran Galleria dell’Academia. Giriş ücreti 6,5 Euro olan bu müzeye girebilmek için ya 2 saat sıra beklemek ya da rezervasyon yaptırmak gerekiyor.

Görebileceğiniz bir başka galeri ise Galleria degli Uffizi. Uffizi’nin içini görmeye vaktiniz yoksa bile dışındaki heykellere mutlaka göz atın.

Piazza della Signoria, Floransa’daki açık hava müzesi niteliğindeki meydanlardan biri. Heykelleri ağzınız açık kalarak incelemek için buraya da uğrayabilirsiniz.

Image

Floransa’nın mutlaka ama mutlaka görülmesi gereken yeri ise katedrali. Floransa’nın Duomo’su, yalnızca bu şehrin en önemli simgesi değil, aynı zamanda Pisa kulesi ve Colosseum’la beraber İtalya’nın en önemli üç simgesinden biri.

Image

Yapımına 1296 yılında başlanan katedralin tamamlanması 150 yıl sürmüş.

Image

463 basamakla çıkılan katedralin Dome’una mutlaka çıkmalısınız. Giriş ücreti 8 Euro ve bu fiyata katedralin içi dahil değil ama katedralin içinin en güzel yeri olan tavanındaki muhteşem resimleri, yukarı çıkarken çok daha yakından inceleme fırsatı buluyorsunuz.

Image

Yorucu bir yolculuğun ardından karşılaşacağınız manzara, gerçekten de görülmeye değer.

Image

Gelelim alışverişe. Floransa; İtalya’nın, hatta tüm dünyanın deri cenneti. Her bütçeye uygun her türlü deri ürüne rastlamak mümkün. Mercato Nouvo, Mercato di San Lorenzo ve Via dell’Arianto’da kurulan ve akşam aniden kapanarak büyük birer tahta kutuya dönüşen standlarda yüzlerce deri ürün bulabilirsiniz. Yalnız ürünlerin bir kısmı İtalyan üretimi, bir kısmı ise Çin malı taklit ürünler, buna dikkat edin.

Via dell’Ariento’ya gitmişken, Via S. Antonino 45r’deki Sieni’ye yemek yemek için mutlaka uğrayın. Bizim tesadüfen karşılaştığımız bu antik pastane, Floransa’nın en ünlülerindenmiş. Yemekleri hem ucuz hem de çok lezzetli, üstelik heryerde alınan zorunlu servis ücreti coperto burada alınmıyor. Yalnız içecekler çok pahalı (1 lt su 4 Euro). Yemeğinizi yedikten sonra Sieni’nin fantastik pastalarla dolu tezgahından tatlı almayı unutmayın. Benim önerim Toscana bölgesinin geleneksel tatlısı Panforte. Fiyatının oldukça yüksek olması ilk başta hayal kırıklığı yaratsa da, çok yoğun ve katı bir tatlı olan Panforte’nin bir dilimi 2 kişiye tüm gün boyunca yetiyor.

Bütçeniz bu pazarların üstündeyse, Borgo de’ Greci, 8-20r adresindeki Peruzzi Spa’da yüksek kaliteli ve çok şık ürünler mevcut.  Peruzzi’nin hemen yanındaki Sarti Natalino’da ise, İtalya’da birçok noktada rastlayabileceğiniz MyWalit marka cüzdanların çok fazla çeşidini bulabilirsiniz. Bir İtalyan markası olan Lucca çıkışlı MyWalit, bence dünyanın en güzel cüzdanlarını üretiyor. Yıllardır süren cüzdan arayışımı bu mağazada aşağıdaki cüzdanla sonlandırmayı başardım.

Image

Floransa’da deri dışında bol miktarda bulabileceğiniz bir başka şey ise el yapımı kağıtlar, bu kağıtlardan üretilen ürünler ve mum damgaları. Via Cavour 49r’de bulunan İl Papiro ilpapirofirenze.it , bir Toskana bölgesi geleneği olan bu ürünleri geniş bir yelpazade sunuyor.

Floransa’da hemen hemen her sokakta el yapımı tasarım ürünler satan dükkanlarla da karşılaşabilirsiniz. Önceden bilmeyip sonradan gezdikçe fark ettiğimiz bu durum, meğerse ki Toskana bölgesinin başlıca özelliğiymiş. Adeta minik birer sanat galerisi olan bu dükkanların tüm Toskana bölgesi boyunca karşınıza çıkıp cüzdanınızı zorlamasına hazırlıklı olun.

Bunun haricinde, Floransa’yla pek alakası olmasa da Londra tarzı çok güzel elbiseler, ayakkabı, takı, tabak çanak gibi ürünler satan Midinette’ye de bir göz atmanızı tavsiye ederim (Piazza della Stazione 49/50/51 numara).

Floransa’da dikkatimizi çeken bir başka şey aşağıdaki araba oldu. Toplamda 3-4 kere görebildiğimiz bu arabayı maalesef ancak hareketli halde fotoğraflayabildim. Yalnızca 1 kişilik kapasiteye sahip bu araba Türkiye’de olsa İstanbul’un trafiğini biraz olsun rahatlatırdı bence.

Image

Son olarak, Floransa’da yaptıklarımız ve yapılabilecekler bunlarla sınırlı değil elbette. Eğer Floransa’ya gitmeyi düşünüyorsanız, yanınızda mutlaka bir rehber kitabınız olmalı.

Fiat Servizi!

Floransa’nın ardından geceyi geçirdiğimiz Autogrill’de kahvaltı yaptıktan sonra San Gimignano’ya gitmek üzere yola çıkmıştık ki, hiçliğin ortasında bir yerlerde, yolun başından beri direksiyonu titreyen ve her geçen gün durumu biraz daha kötüleşen arabamız artık gitmemeye karar verdi. Otobanda, telefonumuzun azıcık şarjıyla en yakın Fiat servisine ulaşmaya çalıştık. Uzun çabalar ve zorlu bir yolculuk sonunda servise vardığımızda hem gerekli parçanın ellerinde olmadığını öğrendik, hem de 680 Euro gibi fahiş bir fiyatla karşılaştık, üstelik parçanın Floransa’dan getirtilmesi akşamı bulacaktı.

Artık daha da az kalan şarjımızla Floransa’dan daha yakınımızda olan ve ellerinde ilgili parça olan bir servis bulana kadar (İngilizce bilmeyen bir İtalyan’a arabanın sorunu anlatmak ne kadar sürer tahmin edin) saatler geçti, servisin yerini bulana kadarsa daha da çok saat geçti. Sonunda, muhtemelen kurulduğundan beri ilk defa topraklarına turist basan bir kasabada akşam 17:30’a kadar hiçbir şey yapmayarak vakit geçirmek zorunda kaldık ve 600 Euro’muzdan olduk. Direksiyonla ilgili bu sorun, Fiat Punto’ların ortak sorunuymuş ve ne yazık ki direksiyonun iflas edeceği an arabanın bizde olduğu ana denk geldi ve böylece hem araba kiralamakla aynı parayı ödemiş olduk, hem de 2,5 günümüz gitmiş oldu (yarım günü sixt bayisi ararken, bir günü de bu arabayı teslim alırken gitmişti).

Image

Hem uğruna toplamda 2,5 günümüzün gittiği arabanın bize 600 Euro’ya patlaması, hem de bari bir gün önce iflas etseydi de biz Floransa’da gezerken yapılsaydı (hem böylece bir gülük otopark parasından da yırtardık) diye düşünmek yüzünden iyice gerilen sinirlerimize hakim olmaya çalışarak San Gimignano’ya doğru yola çıktık. Normal şartlarda günün yarısında San Gimignano’yu, yarısında da Siena’yı gezecektik.

San Gimignano

Toscana bölgesi, “Çalınmış Güzellik” filmini izlediğimden beri benim çocukluk hayallerimden biriydi. Hem gezimizin şu ana kadarki kısmının büyük çoğunluğunu daha önce görmüş olduğum fakat bundan sonrasını görmediğim için, hem de çocukluk hayallerimden birini gerçekleştirmek üzere olduğum için çok mutlu olmam gerekirken, o gün yaşadığımız tatsız tecrübeden dolayı canım (hatta canımız) çok sıkkındı.

Her ne kadar Floransa da Toscana bölgesinin bir parçası olsa da, hayalimdeki yeşil ve sarının bütün tonlarının karelere bölünmüş halleriyle tepecikleri kapladığı manzaralar ve ortaçağdan kalma taş evlerle dolu sokaklara sahip olmadığı için Floransa’yı Toscana’nın bir parçası olarak göremiyorum. Floransa’dan uzaklaşıp San Gimignano’ya yaklaştıkça, hayallerimdeki manzaralar bir bir ortaya çıkmaya başladı ve nihayet ortaçağdan beri neredeyse hiç değişmemiş olan kuleler şehri San Gimignano karşımıza çıktı.

Image

Arabamızı (başımızın tatlı belası mı desem), şehrin tamamını çevreleyen surların dışındaki park yerlerinden birine bırakıp şehrin dört kapısından birinden içeri girip şehir merkezi tabelalarını takip etmeye başladık. Sanki gerçek değilmiş de bir film setiymiş izlenimi veren büyüleyici güzellikteki bu şehrin bomboş sokaklarında ilerledikçe bir yandan mimarinin muhteşemliği karşısında dehşete düşerken, bir yandan da buraya ancak hava kararırken ulaşabildiğimiz ve gece Siena’da olmak zorunda olduğumuz için (otel rezervasyonumuz vardı) daha da mutsuz olduk.

Image

Yürüye yürüye bu minik şehrin iki meydanından biri olan Piazza del Duomo’ya vardığımızda, buranın neden kuleleriye ünlü olduğunu daha da net gördük. San Gimignano’da bir zamanlar 72, bugün ise 14 kule varmış ve bu kuleler ortaçağda bu şehirde yaşayan ailelerin güçlerini ve zenginliklerini simgeliyormuş. Kulelerin çoğu 13. YY’a kadar olan süreçte yapılmış ve 13. YY’da şehrin yöneticilerinden biri, kendine ait olan 51 m’lik kuleden daha yüksek bir kule yapılmasını yasaklamış. Kuleler girintisiz çıkıntısız dikdörtgenler prizması şeklindeki yapılarıyla kimilerine itici gelse de, bence bu halleriyle şehrin mimari dokusuyla bütünleşerek San Gimignano’nun güzelliğine güzellik katıyorlar.

Piazza del Duomo’da durmuş, güneşin son ışıklarından faydalanarak birkaç fotoğraf daha çekmeye çalışırken, o gece meydanda bir konser olacağını fark ettik ve Collegiata’nın merdivenlerine oturup konserin bir kısmını izledikten sonra Siena’ya gitmeye karar verdik. Bu esnada yanıbaşımızda yükselen, saat itibariyle kapalı kule Torre Grossa, “Yukarıya çıkıp manzarayı görmeden mi gideceksiniz?” der gibiydi. En sonunda günün stresi ve bu güzelleri güzeli Toscana şehrini gündüz gözüyle göremeyecek olmanın verdiği sinirle tartışmaya başladık ama sonra durup şöyle bir etrafımıza baktık ve “madem burayı bu kadar çok sevdik, neden saçma da olsa planda bir değişiklik yapıp ertesi gün Siena’dan sonra tekrar buraya gelmiyoruz ki?” diye düşünüp mekanın sağladığı akustiğin de yardımıyla daha da güzelleşen konserin tadını çıkarmaya karar verdik.

Image

Ertesi gün Siena gezisinin ardından (bir sonraki yazıda) tekrar San Gimignano’ya geldiğimizde, önceki gün saat dolayısıyla bomboş olan şehir turist kaynıyordu. Bu defa şehrin ana kapısı olan Porta San Giovanni’den girdik.

Image

Siz de bu kapıdan girecek olursanız girmeden önce sağda Namsce Bazaar’a mutlaka uğrayın. Namsce Bazaar (via Roma,21), Toscana bölgesinde oldukça sık rastlayacağınız el yapımı deri dükkanlarından biri fakat buradaki tasarımlar bence Toscana’nın en iyilerindendi.

Bu defa önceki gün göremediğimiz Piazza della Cisterna’yı görüp (ki bu meydan zaten diğeriyle yan yanaymış), bu meydana çıkan yoldaki mis kokulu sabuncu Le Antiche Essenze’den (Via P. Matteo 61 numara) biraz alışveriş yaptıktan sonra önceki gün göremediğimiz manzarayı görmek üzere Torre Grossa’ya çıktık.

Image

Kuleler şehri San Gimignano’nun ortaçağdan beri korunan mimarisiyle birleşen; Toscana bölgesine has, uzun ince, dizi dizi çam ağaçlarıyla ayrılan uçsuz bucaksız tarlaların oluşturduğu manzara, bize hem gezimizin kalanına dair ipuçları veriyor, hem de bu olağanüstü yeri görebildiğimiz için ne kadar şanslı olduğumuzu anlatıyordu.

 

 

 

Reklamlar

2 thoughts on “İtalya’da roadtrip macerası bölüm 8: Floransa, San Gimignano

    • Yorumu şimdi gördüm, bir şekilde yanlışlıkla spam’e atmışım. Görünce hemen onayladım :)
      Teşekkürler :) Sizin yazınız da süpermiş, keşke önceden keşfetseydim de Galleria del Costume di Palazzo Pitti’ye ben de uğrasaydım. Artık bir dahaki sefere.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s